Düşüncenin Gücü Bülteni - Mart 2026
Füruğ Ferruhzad - Yaralarım Aşktandır, Evrim Kuran - Başarılı Bir Kadın Olduğum İçin Özür Dilerim, Jack Holland - Mizojini
Her ay yayınladığımız Düşüncenin Gücü Bülteni’nin Mart sayısına hoş geldiniz! :) Umarım her şey yolundadır.
Bugün aylık bültenimizde neler bulacaksınız?
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü vesilesiyle bu ay temayı ‘‘kadın olmak’’ üzerine belirledik. Büşra sizlerle bültene özel kitap incelemesini yazıyor olacak. Ben ise sizlerle çok özel bir tiyatro oyunu incelemesi üzerinden değerlendirmelerde bulunacağım. Bonus olarak sizlerle bir dizi önerisi de paylaşmış olacağız. Biraz müzik tavsiyesi ve birkaç Youtube içeriği ekleyebiliriz. Tekrardan hoş geldiniz. Kemerlerinizi bağlayın ve çayınızı, kahvenizi alın gelin başlıyoruz!
Yaralarım Aşktandır
Sizlerle bu ay sahnede üç defa izleme fırsatı bulduğum Yaralarım Aşktandır oyununu biraz incelemek istiyorum. Nazan Kesal her farklı sahnesinde oyunu geliştirdi ve dönüştü. Öncelikle bu kadar yaşayarak oynanan bir tiyatro oyunu daha önce hiç izlememiştim. Eline emeğine gönlüne sağlık. Bizi İran’lı kadın şair Füruh Ferruhzad ile tanıştırdığı için ayrıca teşekkür ederim. Füruh’u tanımamak benim cahilliğim. Ama şiirleri ile asla tanışamayabilirdim Nazan Kesal oyunu olmasaydı.
toprak her an beni kendine çağırır
gömsünler beni diye yoldan gelirler
mezarıma bir dal çiçek bırakırlar
ah belki yarı gece o sevgililer s.124
Füruğ Ferruhzad, 5 Ocak 1935 tarihinde İran’ın başkenti Tahran’da doğmuştur. Orta sınıf bir ailenin yedi çocuğundan üçüncüsüydü. Dünya üzerinde kadın olmanın en zor yerlerden biri olan İran sokaklarına doğmuştu. Gençliği molla rejiminin gölgesinde yaşamak zorunda kalmıştı.
Henüz 16 yaşındayken çok aşık olduğu Parviz Çapur ile çok ani bir evlilik yapar ve ondan bir çocuğu olur. Şiirlerinden anladığım kadarıyla çok sevdiği kesin. Ama her şey çok yolunda gitmemiş özgür ruhlu kişiliği aşkını devam ettirmesine engel olmuştu. Çok sevdiği çocuğunun velayetininde Parviz’e verilmesinden sonra çok acı çekmiştir.
Boşandıktan sonra yazdığı "Günah" (Gonaah) adlı şiiri, İran edebiyatında bir deprem etkisi yarattı. Bir kadının yaşadığı bir aşk kaçamağını ve bundan pişmanlık duymadığını anlatması, muhafazakar çevreler tarafından büyük tepkiyle karşılanmasına neden oldu. Bu şiir, onun cesaretinin simgesi haline geldi.
Günah işledim hazla dolu bir günah
titreyen, mest bir bedenin yanında
ey Tanrım ne yaptım bilmiyorum ben
o sessiz ve karanlık inzivadao sessiz ve karanlık inzivada
baktım sırlarla dolu gözlerine
yalvaran gözlerindeki arzulardan
kalbim takatsiz kaldı göğsümde…
Sonra bir evlilik yapmış İbrahim Gülistan ile ve kalan ömrünün geriye kalanını onunla paylaşmıştır. Ta ki ani bir trafik kazasında yaşamını yitirene dek.
Yaralarım Aşktandır oyunu Füruğ’un hayatını ani kaza ile hayatını kaybetmesinden sonra molla rejiminin cenazesini yaklaşık iki gün boyunca morga benzer bir yerde bekletmesi ile başlıyor. Bu süre zarfında ailesi ve dostları cenaze namazını kıldıracak bir din görevlisi aramak zorunda kaldığı zaman Füruğ’un neler hissedebileceğini konu alıyor.
Sahnede Nazan Kesal ve bir teneşir adı verilen bir masa var ve başka hiçbir şey yok. Bazen üşüyor ve korkuyor. Orada beklemesinin tek suçu molla rejiminin Füruğ'un "günahkar" ve "toplum dışı" bir yaşam sürdüğünü, şiirlerinde dini ve ahlaki değerleri sarstığını iddia etmeleri.
Benim sahnede üç defa izlediğim bu performans deneyimlenmeye değer. Sanırım dördüncü defa olsa yine izleyebilirim. Yakarlarsanız mutlaka izleyin. İstanbul’da halen sahneleniyor. Kaçırmayın.
Modern Kadın
İrem Sak’ın senaryosunu ve yapımcılığını yaptığı Modern Kadın, günümüz dünyasında kadının yaşadığı sorunları incelemesi konusunda iyi bir içerik olmuş. Bende bir erkek olarak izlerken bazı şeyleri anlama fırsatı buldum. Özellikle halen beyaz yaka dünyasında erkek hegomanyasını çok doğru bir şekilde işlemiş İrem Sak.
Spoiler vermemek adına çok fazla detaya giremiyorum. Bölümler çok uzun değil ve izlemesi çok keyifliydi. Biz Büşra ile izlerken çok keyif aldık sizinde mutlaka izlemenizi tavsiye ederiz.
Kitap Önerileri
Herkese merhaba ben Büşra
Bu ay bültende, içeriğine aşina olduğumu sandığım, sayfalarını bildik bir ilgiyle çevirdiğim ama aslında her satırda yeni bir yüzleşme yaşadığım iki kitaptan bahsedeceğim ama ‘şiddetle tavsiye ediyorum’ demeyeceğim, dilimize yerleşen o sertlikten biraz uzaklaşalım. Bu kitaplar benim için çok kıymetli o yüzden size sevgiyle tavsiye etmeyi seçiyorum. Aslında ayın başında kitapları çıtlatmıştım o yüzden bu ay size sürpriz olmayacak.
İlkin 8 Mart’ta kendi kanalımda incelemesini yazdığım Mizojini: Dünyanın En Eski Önyargısı isimli kitap incelemesinin linkini hemen bırakıyorum ve diğer kitaba geçmek istiyorum.
Dilerseniz kanalıma abone de olabilirsiniz.
Evrim Kuran’ın Başarılı Bir Kadın Olduğum İçin Özür Dilerim kitabı. Bir kadın olarak, zaman zaman hissettiğim düşüncelerin -ya da hislerin demeliyim sanırım- aslında hemcinslerim arasında ne kadar yaygın olduğunu anladığımda tüm kadınlara sarılmak istedim. İyi ki varız.
Daha önce impostor sendromu, hayır hayır sendrom değil, olgu. Birçok yerde sendrom olarak geçse de Evrim Kuran o iş öyle değil diyor. Neden mi? “Sendrom” diyebilmek için klinik bir tanı gerektirdiği ama bu konunun sadece kolektif bir fenomen olduğu o yüzden “olgu, fenomen” ifadesi kullanmanın daha isabetli olacağını çeşitli araştırmalarla söylüyor.
Her şeyden önce “sendrom” bireyde klinik olarak düzeltilmesi gereken bir kavramı işaret ederken, olgu, var olduğu, bulunduğu veya gerçekleştiği kabul edilen şeydir. Bu sebeple ben de kavrama"impostor olgusu" demeyi seçiyorum. s.24
O halde başa alalım. Benim de “acaba ben de mi impostor’um?” diye sorgulamama neden olan o soruyu size de sorarak başlıyorum. Bugüne kadar elde ettiğiniz birçok başarı, statü, kazanım, unvan, deneyim, bilgi, birikim yerine koyacağınız ne varsa bunların büyük bir yanlışlık ya da sadece “şans eseri” olduğuna dair o huzursuz edici hisle baş başa kaldınız mı? Sanki birileri sizi o koltuğa ya da başarıya yanlışlıkla yerleştirmiş de bir sabah kapı çalıp “Yaa pardon, bir hata olmuş, sizin burada olmamanız gerekiyordu” diyecekmiş gibi bir korku sardı mı? Etrafınızdaki herkes başarınızı alkışlarken, sizin içinizdeki o sesin “Sadece doğru zamanda doğru yerdeydim, aslında o kadar da iyi değilim” diye fısıldaması size de tanıdık geliyor mu? Ya da başka bir etkisinden söz etmeye çalışalım. Bir işe kalkışacağınız zaman bu iş için %100 hazır olmayı bekliyor musunuz? “Her şeyi bilmeliyim, yoksa aslında hiçbir şey bilmediğim belli olur” düşüncesi sizi de felç ediyor mu?
Bu yazıyı yazarken de her ay olduğu gibi önce zihnimi sonra kalemimi saran zehirli sarmaşıklar oldu mu, oldu. İçimden bir ses “Acaba bu yazı yeterince iyi olacak mı?” diye söyleniyor. İşte tam o an İmpostor olgusunun o tanıdık yargılayıcı sesini tanıyorum ve ona gülüyorum. Bu bülten kusursuz olmak zorunda değil, ne şimdi ne de başka bir zaman. Sadece gerçek olmak zorunda. Tıpkı bizim gibi.
Eğer siz de yukarıdaki soruların bazılarına dahi cevabınız ‘evet’ ise aslında yalnız olmadığı(mı)nızı artık biliyorsunuz, ben de biliyorum. İşte bu hissin literatürdeki adı İmpostor. Evrim Kuran, ‘Başarılı Olduğum İçin Özür Dilerim’ kitabında bu durumu sadece psikolojik bir tanı olmaktan çıkarıp özellikle kadınların üzerine yapışan toplumsal bir ‘yersiz mahcubiyet’ olarak ele alıyor. Neden başarımızı sahiplenmek yerine ondan özür diliyoruz? Koskocaman bir ‘neden’ sorusu üzerine şekillenen, bu soruya neden olan birçok nedenden bahsediyor.
Mevzu bahis İmpostor olgusunun en büyük tuzağı, kendi emeğimizi dış faktörlerden elde ettiğimizi sanmamızdır. Bir başarı elde ettiğimizde hemen içimizdeki sabotajcı “ekip sayesinde oldu”, “şansım yaver gitti”, “ben yaptıysam herkes yapar” diyerek küçültme eğilimindedir. Oysa başarı, şans eseri ya da sıfır hatayla değil o yolda yürüme cesareti göstermektir. Kusursuz olmaya çalışırken aslında en büyük başarımız olan “kendimiz olma”halini kaçırıyoruz. Kitapta da vurgulandığı gibi o masada oturuyorsanız orayı tırnaklarınızla kazıyarak hak ettiniz. Başarıyı şansa havale etmek, aslında kendi dökülen terinize ve harcadığınız yıllara haksızlık etmekten başka bir şey değil. Grup Hepsi ve Sezen Aksu Tempo şarkısında dedikleri gibi,
“Bizi de dövsün hayat,
bizi de yorsun varsın
geciktirirler ancak
durduramazlar”
Hayat, kişiler ya da içimizdeki sabotajcı bizi yorsa da başarımızı küçümseyen sesler biraz geciktirse de kendi emeğimize sahip çıktığımızda durdurulamaz oluyoruz. Unutmayalım ♡
O halde tempo :D
“Hatalar yeni keşiflere açılan kapılardır,” der James Joyce. İnsanız ve hata yapmaya iznimiz var. Aklımızla bunu algılayabilmek çok kolayken bunu içselleştirmemiz hiç kolay olmayabilir, hele de impostor olgusu yüksek bir bireysek.
Özellikle kadınlar arasında başarısıyla gurur duymanın veya başarısını sahiplenmenin bir kibir göstergesi olduğu fikri de oldukça yaygın. Halbuki bu kişinin kendi emeğine karşı sergilediği bir saygı duruşudur. Ne yazık ki sadece başarıyı değil en ufak bir övgüyü bile kabul etmekte zorlanan kadınların sayısı hiç de az değil. Benim de bu kitabı bitirdikten sonra kendime verdiğim söz şu oldu. Bir dahaki sefere biri beni takdir ettiğinde ya da bir başarımdan övgüyle bahsettiğinde sadece “Teşekkür ederim” diyip kabul edeceğim.
Beyaz atlı prenslere değil kendine inanan, gerçekçi, ayakları yere basan, kendini inşa eden, gücünü başkalarından değil kendi çabasından alan tüm kadınların; böyle kadınlar olmayı seçecek kız çocukları yetiştiren anne babaların; böyle kadınları seven, cesaretlendiren, onların olduğu bir toplumda yaşamaktan mutlu olacak tüm erkeklerin bizi uyutan masaları değil, bizi uyandıran gerçekleri içeren bu kitabı okumasını dilerim.
Evrim Kuran
Okuduğunuz için teşekkür ederim.
+++Bonus içerik
Kadın Pilot Olmak
Kadın pilot olur mu? Sabiha Gökçen’den bu yana cumhuriyet tarihi bir sürü kadın pilot yetişirdi. Havacılıkta kadın olmak konusunda sorularınız varsa cevaplarını bulabileceğiniz güzel içeriği eklemek istedik.
Bülteni bitirirken bütün kadınların 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar gününü tekrar kutlarız. Düşüncenin Gücü bültenine katkıda bulunmak ve tavsiyelerinizi paylaşmak isterseniz yorumlarda buluşalım! :)
Sevgiler.
Büşra & Selim









Füruğ Ferruhzad şiirlerini çok severim. İnsanın içini kazır, işler. Bizden de Nevin Koçoğlu benzer hisleri yaşatır bana. Onun da şiirleri nefistir, tavsiye ederim.
Çok güzel bir bülten olmuş, emeklerinize sağlık.
Füruğ Ferruhzad’ın Rüzgâr Bizi Götürecek şiirini hatırlattınız:
“küçük gecemde benim, yazık
rüzgârın ağaç yapraklarıyla randevusu var
küçük gecemde benim, yıkım ıstırabı var”
Abbas Kiyarüstemi’nin meşhur filmi The Wind Will Carry Us’ın da isim kaynağıdır şiir.
Yine dolu dolu harika bir aylık bülten, elinize sağlık arkadaşlar. 🙏☺️