Düşüncenin Gücü Bülteni - Ocak 2026
Öfke ile Dans ,İçimizdeki Düşman, Demirel Kimdi? , Bir Acil Servis Nöbet, Restoran Mutfağında Şefin Gözünden Bir Gün, Hayatın Kendisinde Başarılı Olmak
Sağanak yağışlı ve karanlık bir Ankara gününden selam olsun. Umarım herkes için her şey yolundadır. Bizim için her şey yolunda çok şükür. :) Bugün aylık bültenimizde neler bulacaksınız?
Öfke Dansı kitabının bir incelemesini Büşra’nın çok güzel analizleriyle incelemesini deneyimleyeceğiz.
Selim sizlerle bu ayın izlenmesi gereken bizim çok beğendimiz içeriklerini analiz edecek.
Kapanışı da Betül Hanım’ın sayfasında yaptığımız sohbetin bir değerlendirmesini yapacağız.
Hazırsanız kemerlerinizi bağlayın. Koltuklarınızı dik konuma getirin ve çayınızı, kahvenizi alın gelin başlıyoruz! :)
Öfke Dansı
Her ay bültende yer vereceğimiz kitaplar geçen ay ve bu ayda olduğu gibi genellikle Selim’in ve benim okuduğu kitaplardan oluşacak. Selim bu ayki kitap incelemesini özellikle benim yazmamı istedi çünkü bu konunun bir kadının gözüyle değerlendirilmesinin daha isabetli olacağını söyledi. Haklıydı 💁🏻♀️ Çünkü büyük çoğunluğumuz biliyor ki toplum, kadın öfkesini genellikle ‘dırdır, huysuzluk ya da şirret’ olarak etiketleyip susturmaya fazlasıyla yatkın. Kitapta da dediği gibi “öfkeyi doğrudan yaşamamız yasaklanmıştır; çünkü “iyi kızlar” asla “öfkeli kadınlar” olamazlar.” -oturduğumuz yerden kötü kadın olduk iyi mi?-
“Öfkeli kadınlar başkaları için neden bu denli tehlikelidirler? Çünkü eğer kendimizi suçlu, baskı altında ya da güvensiz hissedersek, olduğumuz yerde kalırız. Sadece kendimize karşı eyleme geçeriz ve kişisel ya da sosyal değişim yaratma çabasında olmayız. Öfkeli kadınlarsa, feminizmin son on yılında da görüldüğü gibi, hepimizin yaşamını sorgulayabilir, hatta değiştirebilirler. Oysa değişim, etkin bir şekilde değişim yaratmaya çalışanlar için bile, endişe verici ve güç bir iştir.” s.10
Oysa bizim öfkemiz sadece bir öfke değil; sınır ihlallerimize, saygı duyulmayan kararlarımıza ya da sadece kararlarımıza -çünkü bir şeye karar vermemiz çoğu zaman yeterli olmaz sonrası için savaş boyalarımızı sürmemiz gerekir- karşı en onurlu savunma hattımızdır ve de hakkımızdır. 🦸🏻♀️ Öhöm öhöm, evet devam ediyoruz.
“Temizlik gibi, ‘duygu işi’ de ‘kadın işi’ olarak görülür ve çoğu kadın bu işte gerçekten iyidir. Temizlikte olduğu gibi bu işte de erkekler, kadınlar işi onlar için yapmayı bırakmadıkça, kendi paylarına düşüneni üstlenmeyeceklerdir.” s.49
Kitaba gelecek olursak;
Harriet Lerner’in “Öfke Dansı” kitabı kadınların öfkeyi sağlıklı bir şekilde anlamalarını, aslında hepimizin içten içe hissettiği ama bir türlü adını koyamadığı o yoğun duyguyu -öfkeyi- anlama, ifade etme ve yönetmelerini amaçlayan kapsamlı bir kitap olarak karşımıza çıkıyor.
Lerner’a göre “uyumlu kadın” ilişkideki huzuru korumak, çatışmadan kaçmak için kendi istek ve ihtiyaçlarından vazgeçen kadındır. Bu senaryonun sonunda olan şey ise uyumlu kadın, “ilişkiyi kurtardığını” zanneder. Bu kadın tipi aile ya da ilişkideki huzurun bekçiliğini yapar ama aslında en büyük zararı kendi benliğine verir ve karşı tarafın sorumluluk almasını da böylece engel olur. “Aman Ali Rıza Bey ağzımızın tadı bozulmasın” diyen Hayriye Hanım bu kadın tipinin mottosudur.
“Uyumsuz kadın” ise öfkesini dışa vuran kadına takılmış bir etikettir. Halbuki öfke bir saldırı için değil kendi sınırlarını belirlemek ve “Ben ne istiyorum, neye tolerans göstermeyeceğim?” sorularını netleştirmek için kullanmaktır.
Kitabın en etkileyici kısımlarından biri öfkenin doğal ve önemli bir duygu olduğunu vurgularken, onu bastırmak yerine yapıcı bir güce dönüştürüp bu ilişkilerde olumlu dönüşüm yaratabileceğimizi öğretmesi oldu. Gerçek yaşam öyküleri ve bizzat kaleme aldığı vaka analizleriyle ilişkilere neredeyse ayna tutuyor. Okurken “Evet, tam olarak bunu yaşıyorum.” dediğim çok an oldu.
“Öfkeyi etkili bir biçimde kullanmayı öğrenmek, sorunlarımıza yol açtığını ve bizi mutsuz ettiğini düşündüğümüz diğer kişiyi suçlamaktan; diğer insanları değiştirmenin bizim işimiz olduğu fikrinden; onlara ne düşünmeleri, ne hissetmeleri ve nasıl davranmaları gerektiğini söylemekten vazgeçmeyi gerektirir. Ama bu, her davranışı kabul edeceğimiz anlamına gelmez.” s.90
Lerner’ın bir de ilginç bulduğum bir tespiti var: Öfkesini tanımayan bir birey, aslında kendini de tam olarak tanımıyor demektir. Bunu daha sonra üzerine düşünmek için not ettim ve buraya eklemek istedim belki siz de düşünmek ve fikrinizi paylaşmak istersiniz diyerek.
Kitapta anlatılan o tanımsız öfke bulutunun içinden geçip kendimize yaklaşmamızı sağlayan, teoriye boğmadan, dilinin sadeliği ve akıcılığı en büyük artısı sanıyorum. Akademik bir kitap okuyormuşsunuz gibi değil, bir dostla dertleşiyormuşsunuz gibi hissettiriyor. Öfke yönetimi konusunda bilinçlenmek ve bu duyguyu yapıcı bir şekilde kullanmayı öğrenmek isteyen herkese öfkesini dansa kaldırmasını tavsiye ederim. 🥂
İçimizdeki Düşman
İkinci bölümde de yine Bi Aile Meselesi kanalının güzel bölümlerinden birini konuk ediyoruz. Çok samimi bir şekilde kendimiz olan ilişkimizde ne kadar acımasız olduğumuz üzerine güzel bir sohbet gerçekleştiriyorlar.
Hepimiz bir başkasına duyduğumuz merhamet kadar kendimize o kadar merhamet duymuyoruz. Özellikle sosyal medyanın bizi birbirimiz ile kıyasa o kadar fazla zorladığı ortamda sürekli ben neden böyle mutsuzum diye söyleniyoruz. Kendimize karşı çok sert oluyoruz. Zeynep Abla ve Serdar Abi’nin sözlerini biraz dinlemeye ihtiyacımız var gibi hepimizin. Kendimize daha çok şefkatli ve acımasız olmamız gerektiğini uzman gözünden dinlemek çok keyifliydi. Mutlaka tavsiye diyoruz. :)
Demirel Kimdi?
Flu TV’nin bir canlı yayınını konuk etmek istedik ikinci bir öneri olarak. Özellikle merkez sağ siyaseti uzun süre domine eden Demirel nasıl bunu başardı? Bunu merak edenleri Yalın Alpay’ı ve Tanıl Bora'yı İlker Hoca moderatörlüğünde dinlemek çok keyifliydi.
Benim dikkatimi çeken hem sağın ve hem de solun desteklerini bir arada toplayabilen Demirel’in bunu nasıl başardığını objektif ve gerçekçi şekilde incelemeleriydi. Eğer böyle konuları merak eden biriyseniz mutlaka ilginizi çekecektir.
Acil Serviste Bir gün
Uzun zamandır bu kadar iyi yaratılmış gerçekçi bir evrenin içinde kendimi bulmamıştım. Gerçekten muazzam bir dizi. Bir acil servis uzman doktoru olan Pitt’in gözünden 15 saatlik bir acil servis nöbetinde an an ne kadar çok şey yaşandığını ve stresi derinlerde hissedebiliyorsunuz. Klasik doktor dizileri gibi dramatik ilişkilere odaklanmadan sadece o anda neler yaşandığına odaklanan muazzam bir dizi. Bu kadar öveceğim herhangi bir dizi hatırlamıyorum.
Bir uyarı yapmam da fayda var. Eğer hastalık travmalarınız mevcutsa izlememenizde fayda var. Psikolojik yükü çok ağır bir dizi. Tetiklenmemek adına biraz mesafe koyarak izlemenizde fayda var. Onun dışında söylenecek hiç eleştirim yok. Bir anda kendinizi acil servisin içinde buluyorsunuz. Her şey çok gerçek. Mutlaka izlenmesi gereken bir dizi. :)
Restoran Mutfağında Şefin Gözünden Bir Gün: Umami
Uzun zamandır izlemek istediğim bir filmdi. Film yine The Pitt dizisine benzer çekim tekniğiyle çekilmiş. Bir restoran mutfağında bir şefin gözünden neler yaşanıyor? Çalışanların stresi ve müşterilerin tepkileri o kadar gerçek ki bazen bu kadar da olmaz diyorsunuz.
Kadrosu çok sağlam olan bu filmde özellikle oyunculuklar muhteşem. Kamera hiç kapanmıyor. Sürekli bir şeyler yaşanıyor ve sizde buna ortak oluyorsunuz. Şefin bir sürü ilişkiyi idare etmeye çalışmasından dolayı üzerindeki psikolojik yükün bu kadar ağır olduğunu tahmin edemezdim. Mutlaka deneyimlenmesi gereken bir film.
Hayatın Kendisinde Başarılı Olmak
Betül Hanım’a misafirperverliği için çok teşekkür ederiz. Yazıyı detaylı şekilde okumak isterseniz yukarıdaki linke tıklayarak okuyup yorumlarda bizimle bu konu üzerine sohbet etmeyi çok isteriz.
Öncelikle Büşra ile birlikte biz bu konu üzerine düşünürken bir sürü yazarın bu konu üzerine düşüncelerini okuduk. Neler söylemişler ve onlar için başarı neymiş? Fark ettik ki başarı aslında şu anın duygularında saklı. Yukarıdaki yazımızı çok uzatmamak ve bağlamdan koparmamak adına ekleyemediğimiz bir konu daha vardı. Beğenilme kaygısı…
Eski çağlarda arenalarda dövüşen gladyatörlerden günümüze miras kalan dijital arenalarda kendimizin en iyi halini göstermek zorunda kalır hale geldik. Hepimiz arenada en iyi performasımızı sergileyip beğenilmek istiyoruz. Bu performatif hal zamanla olan ilişkimizi de bozar hale geliyor.
Dijital arenalarda iyi gözükmemiz için bir sürü filtreler bulunuyor. Özellikle yapay zekanın gelişmesiyle birlikte gerçek olan ile sahte olan arasındaki ayrımda değişti. Yazı dünyasını da ele geçiren yapay zeka herkesi adeta tek tipleştiriyor. Düşünmemize bile gerek yok artık. Başarmamız gereken tek şey iyi prompt yazmak.
Konuyu çok uzatmadan beğenilme kaygısını, performatif dünyanın filtrelerini ve yapay zekanın gerçeği eğip büküp anlamsızlaştırması başarının tanımı da perfomatif hale getiriyor.
Yazımızda Büşra’nın Aşık Veysel şiirinden yaptığı alıntı ile bitirelim. Bu konuda çok dolu olduğumu düşünüyorum. Beni boş verin ve sadece Aşık Veysel’i dinleyin. Hayatın kendisinde başarılı olmak birbirimiz ile paylaştığımız anların kıymetinde gizli. Dostlar bizi hatırlasın yeter!
Bu ayki bültenimizi bitirirken sizlere teşekkür etmek istiyoruz. Neredeyse bir yıla yaklaşın yolcuğumuzda bizlere dostluk ve yoldaşlık ettiğinizi biliyoruz. Sizleri seviyoruz. Bir sonraki bültenimizde görüşmek üzere!
Sevgiler.
Büşra & Selim








Öfke dansını ne zamandır okumak istiyordum bu yüzden yorumunuz için çok teşekkür ederim. Bahsi geçen film/dizi önerileriniz de dikkatimi çekmedi değil.
Aylık yazılarınızı dört gözle bekliyoruz 🤗